Kilit

 

CEHALET SÖZLERİ

(Şahsen görülenlerdir. ( ve hiç kimse bunları benim gibi göremez. O yüzden okunmamalıdır. Okuyan salaktır.) Hiç biri uydurma söz değildir. Ben gördüm ordaydım. İnkâr edenler fasıktır. Bu sözleri sadece cahiller anlayabilir. Yetişmiş beyinler bu sözlerden hiçbir şey öğrenemez zaten öğrenmeleri de gerekmez. Çünkü onlar üründür. Düşünmezler. )

 

                                   Yazılış tarihleri: 208-209-210

                                   Buraya yazılışları:13.11.2011

 

 

Neden yazdım?

Bilmiyorum.

Mutlu muyum?

Hayır.

Yazmak istiyor muyum?

Hayır.

Yazıyor muyum?

Evet.

Yazacak mıyım?

Galiba.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cahil,

Koca baslı ve bıyıklı.

Abdestten önce,

Haykırarak:

Öldürdünüz kazları!

Ki yeni kazlar yapasınız.

Kara tunçtan kara kazlar…

Bin ak baslının, bin yılda

Söyleyemedigini.

Bir cehalet abidesi,

O kadar rahat söyler ki.

Seytanı öldürdünüz.

Hani nerde yenisi?

 

 

 

 

 

 

 

Tanrı:

   Beyaz tanrı olmaz. Tanrı şişman, kısa boylu ve gayet kıllı, gür sakallı bir Vikinglidir. Evi de kuzey kutbundadır. Aynı zamanda evinde hiç sönmeyen bir ateş vardır.

 

Şeytan:

   Uzun kış geceleri İfrit. Çok güzel göbek atar. Çünkü çok geniş bir göbeği vardır. Kısa boylu olduğu için göbeği sürekli sallanır. İfritin sakalı göğüslerini geçer ve göbeğinin üstünde durur. İfrit genelde sadece külotla gezer. İfritin aşık kemiğinden altı eşek ayağı gibidir.

 

Melek:

   Melekler çok güzeldir. Aynı kediye benzerler. Zarif ve nazlı olurlar. Fareleri de hiç sevmezler.

 

İnsan:

   Sıkıcı bir varlıktır. 10 saatten fazla insanları izlemek insanda kapanmaz yaralar açar. İnsan daha çok hayvanları izlemeli özellikle Geyik ve türevlerini. Fakat asla insan bedenine veya bedenleri yerine Uzaylı da izleyebilir.  

   Sakınca yoktur.

 

 

 

Türklerin Büyüklüğü:

      Türkler insanı icat etmiştir. İnsandan önce Türk diye bir şey var mıydı?

Bu kadar saçma bir soru olamaz. Diğer insanlar Türk olamazlar sizde olamazsınız. Sadece ben olabilirim. Birde Ukala profesörler ve şeyhler gerisi olsa olsa Praklıdır.

 

 

 

Şükür:

   Şükredilmesi gereken en büyük nimet Horoz ötüşüdür. Elhamdülillah horozlar ötüyor.

 

 

Fare:

   Çarmıhtaki fare acı çekiyor. Şişko bir fare ama ayakları kemikten.

 

 

Zaman içinde insan:

   Yazmak Montaigne’e özgü bir sanattır. Ölmekse Hüseyin’e yakışır. Bense bu dar çağda yaşlanıyorum. Kılcal damarları zedeleyen ve saç köklerini öldüren yine benim. Zaman hazinesini saçıp savuran benliği olmayan yine ben. Kanımı dondurmuyor hiçbir savaş ya da ürpermiyorum cinlerden. Dumanlar saçarak ve gürültülerle gelen üstüme bir traktördür. Değil bir ejderha ya da cehennem. Kovulduk efsanelerden.

 

Edebiyat:

   Edebiyat ne kadar ilerlerse ilerlesin Seni seviyorum cümlesinden daha güzel bir cümle yazılamayacaktır.

 

Kitap

   Bilgi çok tehlikelidir. Bir insan herhangi(özellikle sosyal) bilim dallarından birinden bir şeyler öğrenirken çok dikkat etmelidir. Gerekirse hiç, hiç okumamalıdır.

 

 

 

 

Türk Şiiri:

   Türk şiiri en güzel örneklerini divan edebiyatında vermiştir. En güzel Türkçe de bu dönemde kullanılmıştır. İtiraz edenler salaktır.

 

Arayışlar:

      İnsanoğlu hep kaybettiği bir şeyleri arama görüntüsü içindedir. Ama ‘o şey’ hiç onun olmamıştır.

Aslında o hiçbir şeyi kaybetmemiş, hiçbir şeyi de aramıyordur.

 

İnsanın Ürettikleri:

 

   İnsan ne öğrenirse öğrensin öğrendikleri ile ürettiği daha necis bir şey olacaktır. Tıpkı ne yerse pislik çıkardığı gibi.

 

Manzara:

      Binlerce kuş ve bir güneş bir manzara yaratmak için anlaşmışlar, deniz ve dağlar ve bulutlarda onlara katılmış. Güneş ölümü göze almış kan rengi için ve kuşlarda avlanmayı.

 

Türkiye:

   Türkiye dünyanın en özgür ülkesidir. Fakat halkının %99’u veya daha azı delidir. %50’sinin de büyük psikolojik sorunları vardır.

 

 

Sosyalizm:

      Sosyalizm- bir öngörüdür. Ama tüm öngörüler gibi ‘Fos’ çıkmıştır. Yani bahis gibidir.

   Yazdan sonra sonbahar gelir.

Sanayi inkılâbı – işçi sınıfı – eşitlik – sermaye – sosyalizm vesaire…

Ama beşeri sistemler için teori veya öngörüler ‘bahis’ den ileriye geçememiştir.

Görüyoruz. Gördük.

 

Cahil:

      Dünyada cahillerin feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Bu sözümü anlatmayanlara şunu demek isterim çünkü salaksınız. Arşimet’in ölümüne bir bakın.

 

Aynalar:

      Aynalar kendine bakar. Biz ona baktığımızı sanarız.

 

 

Tedirgin:

      Neden bu kadar tedirginsin? Zenginler yaşamasın. Dedik.

 

 

İçime:

   Ne kadarda içim boştur. Sanki kendim kendimi yesem. Doymayacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Zaman:

 

      Zaman iki aksiyon arasındaki mukayesedir. İki nesne arasında ki süreç zaman olarak tanımlanmaktadır. Tanımı dışında zaman diye bir şey yoktur.

 

 

 

Beden ve ruh olarak İnsan ve tanrı:

      İnsan beden sınırları içerisine sıkışmış bilme ve his yumağıdır (Tanrı ise bunların menşei ve bütün durumudur). Tanrı olarak tanımladığınız sonsuz varlık sonsuz olması hasebiyle kendini bilmekten acizdir. Çünkü bilmesi gereken sonsuzluktan bağımsız değildir. Bu meseleyi biraz açacağım sizin gibi salaklar bunu anlayamazsınız ancak belki birkaç kırıntı kapabilirsiniz.

   (Çünkü düşünmek bir hal değil bir durumdur. Katı bir haldir ısıtılınca sıvı olur ama sonsuz bilinçle düşünmek bir tabi durumdur. Her an ve her solukla sürer bir süreçtir. Asla duraksamaz yavaşlar ama ilh…)

   Sizin ad koymanızla t,a vs. harflerin birleşimiyle oluşan tanrı sesi ile ifade etmek istediğiniz şey insan bedeni içinde huzur ve sükun bulur insan bedeni dediğim şey ceset manasında değil ruh, akıl vs… tamamını kastediyorum. Bu beden ‘ben’ dir. Ve ‘sen’ de var ve ‘o’ vs… her insan tek olması hasebiyle eşsizdir. Eşsiz ve farklıdır. Farklı düşünür, farklı tad alır, farklı sevişir. Ve bu farklılık tüm diğer canlılarda vardır. Tüm diğer canlıların tüm diğer atomlarında vardır. Ve bu farklılık tüm diğer âlemlerde de vardır. Sizin uzay diye tanımladığınız sonsuzluk aslında bir çam yaprağıdır. Bu çam yaprağı bir ağacın üstündedir. O ağaçta bir tepededir. Sizin dünyanız bu ağacın üstünde ki bir damla suyun içindeki bir asalak canlı türüdür. Sakalları odun şeklinde çıkar ve güneş ışığıyla beslenir. İnsan ise bilinç sahibi olması dışında bir hiçtir. Ama sonsuz bilinç insanın içerisinde akmaktadır. Ve kendini bilebilmektedir ama bunu çok az bir kısım anlar çünkü çok az kimse düşünür. Hele hele bu çağda ve bu ülkede %99 luk bir nüfus deli iken bu sözleri de ancak bu delilerin deli olarak tanımladıkları anlayabilir ya da cahiller. (Çünkü düşünmek bir hal değil bir durumdur. Katı bir haldir ısıtılınca sıvı olur ama sonsuz bilinçle düşünmek bir tabi durumdur. Her an ve her solukla sürer bir süreçtir. Asla duraksamaz yavaşlar ama ilh…)

 

 

 

Hâl

 

 

        Bozulmuş yeminler çağından kaçıyorum. Ah benim ruhum ne yaman acılarla oynaşır. Bilir misin? Soğuk hadi ne ise alıştım ona artık ya bu kar da niçin hiç rahmet yok tadı kokusu rengi öylesine acımasız ki.

        Durup düşünmeye vakit mi var sanıyorsun. Sadece bir an bir an bakabildim o gün bu gündür o bakışlarla ayakta kalabiliyorum. Sadece bir an sonsuza yaklaştım. Günahsız olduğum günahı hiç bilmediğim bir zamandı. Elimde eski bir mızrap bir ses olmuştum mızraptan kopup giden. Bir ışık oyunu olmuştum gözlerden yansıyan. Melekler bile anlamamışlardı yanlarından süzüldüğümü. Huzura büyük sütunları aşıp varmıştım. Sarayın sadece kapısını görebildim sadece dış duvarların mücevherlerini.

        O zamanlar şimdi çok uzakta kaldı şimdi ne halde olduğumu ben bile bilmiyorum. Galiba yaşıyorsam ezberimin kuvvetli olmasından yaşıyorum.

        Ruhlar bu gün pazara çıkarıldı. Şeytan elinde sokaklardan taşların arasından topladığı sümük parçaları ile bir sürü ruh satın alıyor. Parlatılmış sümükler ahmakların aklını çeliyor. Benim yakutlarım ve zümrütlerim onun sarı sümüklerinin yanında sönük kalıyor. Çünkü ben herkesin benim gibi cevherden anladığını sanmıştım ve zümrütlerimi parlatmamıştım.

        Zümrütlerim çok değerli ama bende onları parlatacak sirayet kaybolmuş. Belki Şeytanın parlak parçalarından bir tanesini alırsam parlaklığın sırlarını elde ederim diye zümrütlerimi satmaya yelteniyorum ama Şeytan benden daha kurnaz. Ruhum karşılığında parlaklığın sırrını vermeye razı oluyor. Bende ruhumu rehin bıraktım ona parlaklığın sırrı artık avucumun içinde ama bende ne zümrüt kaldı nede elmas şimdi ne kadar sırra sahip olsam da artık ruhumu satın alamam diye düşünüyorum. Bu sebeple bende tırnak aralarındaki pislikleri tutup parlatmaya başladım. Ölü bir şair cesedinden tırnaklarını kopardım ve parlattım şimdi pazarda ölü şair cesedi tırnağı satıyorum birçok ahmağın ruhunu çaldım. Ama hiç biri benim tertemiz ruhumun ayarında değil. Durdum elimdeki bütün ruhlarla pazara yeni gelen bir şey aldım. Bir ayna ben pazarın en zengini olmuştum. Aynayı ancak ben alabilirdim. Aynada kendimi görünce onu paramparça ettim çünkü aynada kaybettiğim ruhumu değil Şeytanı gördüm. Bir anlık aldanışla kapıldığım koşu beni nereye kadar getirmiş. Oysa ben kimse değerini bilmese ve almasa da en değerli şeylere sahiptim. Şimdi elimde hiçbir şey yok zerrelenmiş cam parçacıkları bütün servetim ve ben kimsenin yüzüne bakmadığı bir İblisim. Dostlar meclisi artık beni kabul etmiyor. Şeytanlarda benimle

alay ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bakan göz

Her şeyi görür

 

USbul beni

Nerde getir bana

Sevgi gelir

Kalp yarar

Ve döl

Karmaşık düzen

Sığmaz kalbim

Allaha

 

Kazanılmaz hiçbir savaş

Kendiyle kapışan

Aşkta böyledir

Kan akıtan

 

Kalbi hedef al

Tam isabet

Kahkahalar

Karabasan

 

Şimdiye

Yüz defa

Öterdi

 

Görünen kirlidir

Görünmeyenden

Sanılır

Sarpak doladan

Sarpılır tortak karadan

Körü gör sene lan lombak

Ayna tarak

Çelik çomak

 

Ben bilirim görmeden inanmam

Su benden temiz mi?

 

Hangi abdest

D ve b bir

Bana kâfi

Ya rabbi

 

 

Not: Kafiye de eksik olmasın dedik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanat üzerine:

                   

Cevherin kıymetini ben bilirim. Ben tüm kâinatın en cinli şairiyim. Bütün tanrılar beni kutsamıştır. Çünkü ilhamımı direk şeytandan alıyorum. Şeytan bile bunları benden iyi söyleyemez O’nun tabiatı ateş iken kendini yakmak zorunda değildi. Ben kendimi yakma cüretini gösterdim. Şiirimin her bir dalgası bir denizdir, benim zihnim tarife sığmaz. Başkalarının sözleri sadece rivayetten ibarettir. Onlar mananın kenarlarında bile gezemezler.

 

Ben kim miyim? Ben evet ben iflah olmaz çocuğu insanlığın ya da zamanın ya da doğanın ya da tanrıların her bir çağda adım değişir. Beni ancak bilebilenler bilmiştir. Bir mavi buz parçasından besinimi aldığım gibi bir yıldızdan da alabilirim.

 

A) Sanatı tanımlama sorunsalı:

(Zor bir mesele fakat çözülmek zorunda değil. Onu bu haliyle sevebilirim.)

 

Sanat bir bağımlılık,

Belki de hastalık derecesinde bir bağımlılık. Bütün bu yaygaradan bu yangın yeri telaşından kurtulmanın yolu belki de bilmiyorum. Bilinebileceğini de zannetmiyorum. Sadece örnekler üzerinden yala çıkarak bir şeyler söylenebilir.

       

Farkındalık yani bütün varlığımızla: Bütün varlığımız nedir? Ruh, akıl ve gönül. Bunların tamamı ile idrak ediş hali: Farkındalık.

        Farkındalığımız dorukta iken ya da farkındalığımız en dipte iken sanat fışkı veriyor, kök salıyor. Us bozuluyor. Bazen beden bile anlam karşısında sarsılıyor. İşte oradan, kanayan o yerimizden. Sanat kanat salıyor, dışarıya havalanıyor. Göğün kaburgalarını titretiyor. Beklide bu bir sanrıdır

 

        Ben sanat dışında kalan diğer faaliyetler ile hayatı anlamanın güç olduğuna inanıyorum. Sağlam bir inanca sahip olmak bir lükstür. Sanat bir yerde benim kurtarıcım. Neyden kurtulmam gerek: Sayamayacağım kadarlar ama işte birkaç tanesini kusayım:

 

1. Madde ile yabancılığım:

Maddenin yabancılığından bir şiirle kurtulma denemesi:

 

Uysal Çaydanlık

 

Uysal Çaydanlık. Ne de,

Güzelsin.

Fokurduyorsun ateş üstünde.

Tütmeye de başladın.

Aman! Ne oluyor kuzum be sana?

Sallanıp devrileceksin bir ateşten.

Boşuna çırpınma güzelim. Bu acı mı sandın?

Ya insan olsaydın.

 

        Bu şiirimde çaydanlıkla sohbet ediyorum. ‘sordum sarı çiçeğe’ , ‘dağlar seni delik delik deşerim’ gibi yüzlerce örnek sıralayabilirim. Benden başka bir sürü ‘insan’ da bunu hissediyor. ‘insan’ demekten kastım bir ruha sahip olanlardır. Diğerleri ise ‘ikiayaklıkonuşganmemeli’ yani bir hayvan türü.

 

2. Tanrı çıkmazım:

Tanrı ile görüşmedim. Ama sürekli onu düşünmekten kendimi alamıyorum. Onu tanımlamak istiyorum. ‘harfsiz ve kelimesiz düşünmek’ NFK gibi belki. Benden önce hiç söylenmemiş isimlerle O’nu tanımak.

Tanrı çıkmazından bir öykü ile kurtulma denemesi:

 

 

 

 

 

 

 

RUHAN

       

        Ruhan sonsuz boşlukta asılı duruyordu. Sonsuz boşluğu da kendisi yaratmıştı ya her ne ise. Kendi kuyruğuna tutunmuş baş aşağıya sarkıyordu. Kendi kuyruğunu da kendisi yaratmıştı ya her ne ise.

        Ruhan bütün evreninin tek varlığıydı. Bütün evreni de kendisi yaratmıştı ya her ne ise.

Ruhan göz çevresindeki beyaz kıllar ile siyah burnuna ve yuvarlak kafasına bakıyordu. Onları da kendisi yaratmıştı ya her ne ise. Ruhan kuyruğuna tutunmuş duruyordu kafası beyaz kıllarla çevriliydi.

        Gözleri siyahtı bütün yüzü kıllarla kaplıydı beyaz kıllar ağzına burnuna ve gözlerine doğru kararıyordu aradaki kıllarsa gri idi. Kulakları ise küçük deliklerdi. Bedeni de mavi masmavi çelik gibi idi mavi idi koyu ve parlak mavi. Pürüzsüz bir tendi çelik gibi sağlam ve pürüzsüz. Ama bunların hepsini de o yaratmıştı ya her ne ise.

        Ruhan mor bir boşlukta sıkıldı.

—Mor olmasın dedi.

Ve mor olmadı. Bu defa Ruhan boğuluyordu. Mor gidince tek kendi kaldı ve kendi içinde sıkıştı.

—Rahat olsun dedi.

Ve rahatladı ama rahatın rengi yoktu. Rahat renksizken bu renksizlik bir ayna gibi Ruhan’ı yansıttı. Ruhan kendini görünce çok şaşırdı. Ama bunları da yaratan o idi ya her ne ise.

        Şaşıracağını önceden biliyordu ama yine de nasıl şaşırdı. Kendini şaşırtmak için kendini görmesi gerekti. Kendi görüntüsüne

—Sende ol dedi.

        Ve karşısında kendini gördü. Kendi de ona bakıyordu. İkisi de şaşırdılar. Ama bunları da o yaratmıştı ya her ne ise.

        Ruhan kendine emirler verdi. Kendi de emirleri dinledi Ruhan da onu dinlemek zorunda kaldı. Bu defa ikisi birbirine emirler veriyorlardı. İkisi de Ruhan’dı. Ruhan Ruhan’a

—Ben çok sıkıldım sende bir şeyler yap dedi. Hâlbuki o da çok sıkılmıştı.

—O zaman bir oyun bulalım dedi.

İkisi de oyunun ne olduğunu biliyorlardı.

—Satranç oynayalım dedi.

Zaten diğeri bunu söyleyendi. Ruhan:

—Satranç tahtası ol dedi.

Satranç tahtası oldu.

—Hava mavi ol dedi.

—Ama benim mavim gibi olma daha açık bir mavi ol dedi. Ve benim gibi pürüzsüz olma bulutlu ol dedi.

Hava kubbe oldu. Ruhan’ın hoşuna gitti. Ruhan güldü. Böyle olacağını biliyordu.

Ruhan:

—Satranç taşları ol dedi.

Taşlar oldu. Ruhan Ruhan’ı karşısına aldı taşlar kendiliğinden diziliyordu. Taşları aklıyla yönetiyordu Ruhan. Bin yıl satranç oynadı Ruhan kendiyle ama yenişemediler. Ruhan bütün hamleleri biliyordu. Bir defa olsun bir defa aldanmak istiyordu. Bir defa olsun yanılmak için Ruhan sonsuz ömrünü verecekti. Ama sonsuzluğu da o yaratmıştı ya her ne ise.

        Ruhan karşısında ki Ruhan’a baktı ne olacağını biliyordu. O bir yansımaydı. Her şeyi yok ol emriyle yok etti. Ve sonsuz boşlukta mor rengin içinde kendi kuyruğunda asılı durmak en iyisi dedi. Bunların hepsini biliyordu ya her ne ise. 

 

 

 

3. Kader kelepçelerim:

Kader kelepçesi ile bağlanmak istemiyorum. Eğer bütün sözlerim biliniyorsa. Ben neden varım. Eğer beni benden iyi bilen biri var ise ben yokum.

 

 

 

 

 

Kader kelepçelerini bir şiirle kırma dileği:

 

Korunan Levha:

 

Söz  O’dur ki:

Hiç söylenmemiş olsun.

Levh-i Mahfûz da bile

Garip bulunsun.

 

        ‘intihar tek düşünülmesi gereken mesele’ A. Camus böyle diyor. Bende böyle düşünüyorum. Belki de bir kaçış. Beklide ‘pencereleri kırıp çıkmak’ fakat insan kendini kendinden iyi bilen birisi olduğuna inanmak istemiyor. Sonuçta ‘ben’ varım demeli. (zor bir mesele)

 

4. (Ontoloji): Varlık meselesi ve Ölüm Belası:

Tekrar hatırlatayım. Sağlam bir inanca sahip olmak bir lükstür. ‘Peki ya ölüm’ ne olacak. Bunu da bildiğimi iddia edemem. Ölüm bir kurtuluş mu? Göreceğiz.

Varlığı(kendimi) ölümle anlamak:

 

Gaye-i Varlık:

 

Öleceğiz yahu!

Ölünce anlayacağız. Vesselam.

Nedir Gaye-i Varlık?

Nedir Sebebi İnsan?

 

 

 

        Kurutulmuş kayısı güneşe ne kadar sadık onun sarısından ayılmıyor. Kara zeytin toprağa ne kadar uyumlu çekirdeğine kadar toprak kokuyor. Peki ben nereye bağlıyım. İçim kan ve irin deryası dışım yavan bir çaput. Altına mı sadık olacağım. Beni de güneş besledi beni de kara toprak besledi. Besledi. Besledi.

 

123579 hokuz pokuz çıtırılır

 

 

Çıtır kızlar pıtıtrılır

Gözün yaşım kımkırılır

sada

 

Aksi mada

yada

novada

Kömköri

kalibratikus

bondurtirus

 

Bir üç beş yedi

sekiz dokuz

Üç beş yedi

beş sekiz beş üç yedi

 

Üç beş sekiz

on onbir

Dört üç beş

sekiz yedi

 

On bir

on on iki

on

Sekiz beş üç

yedi sekiz dört

 

Üç iki bir

İki bir yedi bir beş

Dört üç yedi onbir

 

Bir bir bir bir üç

beş sıfır sekiz

Üç beş sıfır iki

iki bir iki bir bir

 

Altııı altııı altııı

altığğğğ altııığğğ

Yediii sekiiiiz

sekiiiiz sekiiiiizz

 

Dokuuuuuzzz

dokuuuuz on on ön ön

On on on ong ong

onnnnng ong Money Money

 

Mani padme

hummm ommmmmm

Gong gong lambuda bum teke tüm tüm teke

 

Tümteke tüm

tüm teke tüm

Lambodo dombala

bombak burada biri var bak

 

Biri burrrrdaaaayyyyyyyyyyyyy

Ayyyyyyyy sooooooo

maaaaaaaaaa

 

Canamom

canamommmm

canamoooooo

Sekunaaa seküliiii sekoyaaaaaa

 

Üftadeeeiiiiii

lorimaaaaaaçuuuuuu

Simbada dombalaaaa

kim kuruuuusivaaaa

 

Dam bara

bimbim bara

bom bom tumbada

tum bum

 

Sampılır tompak karadan

Çarpılır sarmak doladan

Körü gör sen E lan sokmak

 

Koymak tokmak çelik çomak

nolak kolak

tü çii tu

çiii tonight

 

Limmmm a noooo

I nowwww I’m noooo

Hoda hodaaa

hodanaaasss novamaaaaa

 

Gel sen su koy kovamaaaaa

Lan dedim kere bim

kim bere bum bum

 

Sana yuf olsun

Burma burma başları

burma belediye başkanı

 

Döne döne gel sene

bana bana seni sevdim ben desene

Kara kese alıp geldim ardımda bir kaç gece

 

Lumbarara kombarara

aman kumbara

Sen beni bem beme

bem bem bem dere dem

 

Beni sem ben sem

bes sam cam

Serencam eyledim ey can

 

Gör dün dün gör

gün gör gör gün

Dün gör rög nör

röm löm böm

 

Ne baktın bön böm

lan gömeceksen göm

Yoksa benden mi söm

 

Sömerekten dönerekten

aşık arasından hoplataraktan

Taraktan gurmatadan

gırnataya

 

Keder deyim galiba

kadere yenildim

Kim değiştirdi kanalı

 

Kanal ki kanal akıtır dı

Kal al hemşire lakırtı

 

Boş sözlere karnımız pek toktur

Çünkü aslı mız yoktur

 

Gelmedi mi aslı kızım

Gelmedi canım canım

 

Cicim balım sen benimsin bense kara tortağın

Tortak nedir sordu üstad

 

Yanıt verdi bir yad eyle

 tortak bir ustasın kiii

Seni soruştur maden ölmem dedim

ne bilirim mi ben be

 

Benden kusur sokağı susurmuşluktur

Alın size bir baba

 

Koyun kaba kaba

Lan bana bak akbaba

 

Uzatırım seni tam loooooooooo

İiiiiiiiiiii maaaaayyyyyaaaaaaaaa

 

Lalalalalalla lililili

Tersi gibi yani kas gibi 

 

Dördü beşi beşlerim

aaaaaaa

Ben sizi sormaaaaa

 

Bensiz geçen günlere yandım

Yandımda geldim kapına dayandım

 

Ey hicran ey gurbet ey vuslat

El çek benden uzan

 

Dondurmadır donup duran

Kara gündür karam ah balam

 

Benden san bir öğüt ey yolcu

Sakın bırakma ucun ucunu

 

Seoleeeeeeeyyyyyy

kommmmm baraaaaaa

Lominaaaa lomiiiiiiii ssenooooooooosssss

 

Tıs ki tıs tıs kirimin pısssss

Lambora lam bam aaaaeeeeeeeeeeetyyyyy

 

Söz burada başlar

Neredesiniz karabaşlar

 

Ooooooo numu sorduuuuuuuuuuunnnnnnnn

Bana sen dennnn kalannn bir parçaaaaaaaaaa

 

Huuuuuueeeeeeeyyyiiiii  aaaaaaaahhhh

Lololililliloliloli didi

 

Dördü beşi birleşerek

Ardıma takıldılar o gece

 

Uzanır semaya eller

Başlar hüzünlü bir söylence

Cinler periler karıştı şiire

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !